sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2024 Pazar

Az yemek ye uzun yaşa.

0 comments

  Zayıf insan Şişman insan Normal insan Hangisi uzun yaşıyor?

Daha az yiyen daha uzun yaşıyor.Bu yargıyı mutlaka çevrenizden duymuşsunuzdur.Azar azar ye uzun yaşa bu slogan acaba doğru mu.Kalori ile hücre yaşlanma hızı arasındaki bağlantı ne. Bu konuda uzmanlar ne diyor.

Bunu araştırmak istedik.

Normalden az yemek yiyenlerin hücreleri daha mı geç yaşlanıyor?

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Türkiyede Tam etkili antibiyotik artık yok

0 comments
Sağlık Bakanlığı Hastane Enfeksiyonları Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Öztürk: "Antibiyotikleri kaybediyoruz. Elimizde etkili çok az antibiyotik kaldı. Tam etkili antibiyotik artık yok" dedi.
Tam etkili antibiyotik artık yok

Sağlık Bakanlığı Hastane Enfeksiyonları Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi  ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Öztürk, mikroorganizmaların hastalık yapmaya devam ettiğini ancak tedavi edecek tam etkili antibiyotiğin artık kalmadığını söyledi.

Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) tarafından düzenlenen 5. Türkiye EKMUD Kongresi'ne katılan Öztürk, gazetecilere yaptığı açıklamada, antibiyotiklerin hem tıp hem de veterinerlik ve özellikle çiftliklerde tavuklar için büyüme faktörü olarak yaygın şekilde kullanıldığını belirtti.

Bu durumun antibiyotiklere karşı hem toplumdan hem de hastaneden kazanılan enfeksiyonlarda çok ciddi direnç artışına neden olduğunu dile getiren Öztürk, "Antibiyotik ne kadar çok kullanılırsa o kadar çok direnç gelişiyor, antibiyotiğin etkisi azalıyor" dedi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün üye ülkelerdeki antibiyotik kullanımı ve direncine ilişkin verilere dayanarak "Küresel Direnç Felaketi" adıyla bir rapor hazırladığını anlatan Öztürk, antibiyotiklerin etkisini giderek kaybettiğini ve hatta antibiyotiklere karşı oluşan direnç nedeniyle ilaç firmalarının bu konuda Ar-Ge çalışmalarını azalttığını kaydetti.

Artık antibiyotik çağı sonrası bir dönemin başladığına işaret eden Prof. Dr. Öztürk, "Antibiyotikleri kaybediyoruz. Mikroorganizmalar hastalık yapmaya devam ediyor ama elimizde etkili çok az antibiyotik kaldı. Tam etkili antibiyotik artık yok" diye konuştu.

Artık antibiyotik bazı hastalıkları tedavi etmiyor

Prof. Dr. Recep Öztürk, antibiyotiklere karşı direnç oluşmasında en önemli etkenin gereksiz yere kullanım olduğuna dikkati çekti. Antibiyotiklere ihtiyaç duyulmayan hastalıklarda da antibiyotik tedavisinin uygulandığını dile getiren Öztürk, çocuklarda boğaz iltihabının yüzde 35'i, erişkinlerde ise yüzde 15'inin antibiyotik tedavisine gereksinim duyduğunu ifade etti.

Zaman zaman hekim antibiyotik yazmasa bile hastanın baskıcı bir tavır üstlendiğini ifade eden Öztürk, antibiyotiklere karşı hem hekimin hem de hastaların bilinçli yaklaşması gerektiğini belirtti.

Öztürk, antibiyotiklerin etkisini yitirmesi nedeniyle bazı hastalıkların tedavi edilemez konuma geldiğini kaydetti. Daha fazla harcama yaparak antibiyotikleri birleştirmek zorunda kaldıklarını ve bu durumun da hastalara zarar verdiğini öne süren Öztürk, gereksiz antibiyotik kullanımını engellemek için toplumun bilinçlendirilmesi ve eczanelerde reçetesiz antibiyotik satışının yapılmaması gerektiğini vurguladı.

2014 de sağlık'ta büyük zamlar geldi.

0 comments
TÜİK verilerine dayanarak yapılan araştırmaya göre, 17 sağlık madde fiyatının tamamında artış yaşandı. Sağlık madde fiyatlarında en dikkat çeken artışlar yüzde 6,71 artışla sezaryen ücretlerinde oldu.


Artık Parası olmayana sağlık hizmeti de yok

2014 yılı Ocak ayında 989,37 TL olan sezaryen doğum ücretleri 2014 yılı Nisan ayında 1055,78 TL'ye çıktı. Yüzde 5,86 artışla ameliyat ücreti oransal değerlendirmede ikinci en fazla artan sağlık madde fiyatı oldu. Diş dolgu ücreti 2014 yılı Ocak ayında 86,58 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 90,66 TL'ye yükselerek yüzde 4,71 arttı. Diş çekme ücreti 2014 yılı Ocak ayında 55,20 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 58,13 TL'ye yükselerek yüzde 5,30 arttı.

 Normal doğum ücreti 2014 yılı Ocak ayında 809,37 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 851,55 TL'ye yükselerek yüzde 5,21 arttı. Hastane yatak ücreti 2014 yılı Ocak 118,10 TL iken 2014 Nisan ayında 119,78 TL'ye yükselerek yüzde 1,42 arttı. İlaç ücretleri 2014 Ocak ayında 9,88 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 9,92 TL'ye yükselerek yüzde 0,46 arttı.

"MAAŞLARA YAPILAN ZAMLAR 4 AYDA YOK OLMA NOKTASINA GELDİ"

Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, araştırmaya ilişkin ANKA'ya yaptığı değerlendirmede, maaşlara yapılan zamların 4 ayda yok olma noktasına geldiğini belirterek, şöyle konuştu:

"Her şey zamlanıyor; fakat enflasyon farkını istemeyen Memur-Sen'in imzaladığı toplu sözleşme nedeniyle memurun maaşı eriyip gidiyor. Önümüzdeki aylarda da memur maaşları enflasyona yenik düşecek. Ekonomi çevrelerinin yıllık enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşacağı sözlerini de değerlendirdiğimizde memurların zammı enflasyon karşısında buharlaşacak."

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Zencefil'in faydaları nelerdir.

0 comments
Yemeklerde ve içeceklerde kattığı tadın yanı sıra inanılmaz faydaları olan zencefili yaşamınıza dahil etmeniz için pek çok sebep var.

 Birlikte göz atalım…

Tıpkı bir ilaç gibi diş ağrısı, migren, adet sancısı gibi ağrılarda kullanabileceğiniz anti-inflamatuar özelliğe sahiptir.

Her türlü ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Eğer kendinizi kötü hissederseniz, taze zencefil suyu veya çayı içmeyi deneyin.

Yüzyıllardır bilinen en temel özelliği antioksidan oluşudur. Vücuttaki yabancı maddeleri, toksinleri atmak için en güçlü yardımcınızdır.

Grip, soğuk algınlığı gibi durumlarda size destek verir. Kısa sürede ayağa kalkmanızı sağlar.

Bunun için limon ve balla karıştırdığınız sıcak suya birkaç dilim zencefil atın ve demleyerek için.


24 Mayıs 2014 Cumartesi

Devlet Hastanesinde çatlak var.

0 comments

Çanakkale'nin Gökçeada İlçesi açıklarında meydana gelen deprem nedeniyle Yenice İlçesi Devlet Hastanesi'nde de çatlaklar oluştu. Binanın tehlike arzetmesi nedeniyle hastaların tahliyesine başlandı.

Çanakkale'den Ulusal Medikal Kurtarma (UMKE) ekiplerinin sahra hastanesi kurmak üzere Yenice'ye hareket ettiği bildirildi. İlçede, biri ana çadır olmak üzere iki çadırdan oluşan sahra hastanesi kurulacağı öğrenildi.

23 Mayıs 2014 Cuma

Ana rahminin içi bakteri dolu.

0 comments
ABD’de yapılan geniş çaplı bir araştırmada sağlıklı hamilelerin plasentalarında çeşitli bakteri topluluklarının yaşadığı görüldü.


Amerikalı bilim insanları, plasentadaki bakterilerin büyük bölümünün, herkeste rastlanan “iyi mikropların” oluşturduğunu belirledi. Plasentada söz konusu mikrobiyal koloni yapılanmasının, erken doğum üzerinde rol oynadığı bildirildi. Houston’da Baylor Tıp Fakültesi’nde görevli doktor Kjersti Aagaard, araştırmanın, hamilelik ve erken yaşamın, tamamen steril durumlar olarak düşünülmemesi gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi. Aagaard’ın, araştırma çerçevesinde, bağışlanan 320 plasentayı incelediği belirtildi.

 Aagaard, plasentanın mikroplarla beraber hareket etmediğini, sadece düşük seviyede mikrobu barındırdığını vurgulayarak, bunlar arasında sağlıklı kişilerin bağırsaklarında yaşayan E. koli türlerinin yer aldığını söyledi. Erken doğum yapan kadınlardan alınan 89 plasentada, açıkça yararlı olduğu bilinen bazı bakterilerin seviyelerinin önemli ölçüde düşük olduğuna dikkati çeken Aagaard, plasental mikrobiyomun, en çok ağızda sıkça rastlanan bakterilere benzediğinin keşfedilmesi karşısında şaşırdığını söyledi.

22 Mayıs 2014 Perşembe

Tekmeci Yusuf'a rapor veren doktor kendini savundu.

0 comments
Soma’da eylemciye tekme atan Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’e 7 gün iş göremez raporu veren Dr. Şervan Gökhan, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) e-posta grubuna mesaj yolladı.

Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre “3 günden beri sahtekâr, diplomasının hakkını vermeyen, yüzsüz, soysuz, TV ekranlarında resmi çıkan ve 6 yaşındaki çocuğu tarafından ‘Baba sen sahteci misin’ diye çağrılan birisiyim” diyen Gökhan’ın mesajı özetle şöyle:

BAŞBAKANLIK HASTASI

- “Yazıya başlamadan Soma’da hayatını kaybeden tüm işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu durumlara söz konusu olan raporun verilme hikâyesini  paylaşmak istiyorum. 14 Mayıs 2014’te arandım ve hastaneye Başbakanlık’tan bir hastanın geleceği ve hastanede veya yakınlarda isem tarafımdan hastanın değerlendirilip değerlendirilemeyeceği soruldu. Ben de 5 dakikalık mesafede olduğumu ve hastaya bakabileceğimi ilettim. Hastaneye geldiğimde hasta o günün acil tıp uzmanı tarafından görülmüş, o esnada acilde bulunan ortopedi asistanı tarafından ve bizim asistanımız tarafından da değerlendirilmişti. Hastanın ne olduğunu sorduğumda arkadaşlarımdan yaşanan bir arbede sonrasında hastanın kliniğimize başvurduğunu öğrendim ancak olayın oluş biçimini sorma ihtiyacı bile hissetmedim.

- Hasta arkadaşlarımız tarafından grafi çekimine gönderilmişti. Hastayı grafi çekimindeyken gördüm ve grafi çekildikten sonra muayene ettim. Hastanın özellikle sağ alt ekstremitesinde hareketle ağrı ve hassasiyet mevcuttu. Aynı zamanda sağ dizde ve tibiada (ki bunu da rapora yazmayı unutmuşum) yumuşak doku şişliği vardı. Bu arada ben gelmeden önce hastayı muayene eden arkadaşlarımız hastanın muayene formunu zaten doldurmuştu ve muayene bulguları da benim fizik muayene bulgularım ile aynı idi. Hastayı odama aldım ve 5 veya 7 gün bacağına yük bindirmemesini, istirahat raporu yazabileceğimi ifade ettim ve yazdım. Bu arada hastanın hastanemize girişi benim adıma değildi, hastaya raporu ben yazdığım için girişi kendi adıma çevirttim.

- 3 gün öncesine kadar meslek hayatı boyunca toplumsal hiçbir olayda herhangi bir otoritenin yanında yer almamış olan, yaralanan göstericiye de, polise de, katile de, hırsıza da eşit mesafede durarak mesleğinin gereklerini yerine getiren bir acil tıp uzmanıyım. Nasıl çalıştığımı benim anlatmama gerek yok, merak eden daha önce çalıştığım yerlerden sorabilir.

MESLEKTAŞLARIM ÜZDÜ
Beni asıl üzen şarkıcı/ sanatçı vs. kişilerin attıkları tweet’ler veya mesajlar olmadı. Birçok meslektaşımın, tıp fakültesi öğrencilerinin dahi eşime, aileme, bana yaptığı hakaretler oldu.”

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Yorgunluk ile başa çıkmanın yöntemleri.

0 comments
İş yoğunluğu, koşuşturmalı büyük şehir yaşamı ve mevsim geçişi derken günlük tempomuzu düşüren kronik yorgunluk hepimizi olumsuz etkiliyor. 

Oysaki kolayca uygulanabilecek sağlıklı beslenme programı ve yaşam tarzınızda yapacağınız küçük değişikliklerle yorgunluğunuzu üzerinizden atmanız mümkün.

Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Yeşim Çelik, kadınların kabusu olan kronik yorgunluktan korunma yolları hakkında şu bilgileri veriyor.

Yeterli ve dengeli beslenme yorgunluğunuzu alır

Kansızlık, enfeksiyonlar, karaciğer, kalp ve böbrek yetmezlikleri, vitamin ve mineral eksiklikleri, metabolik bozukluklar (hipoglisemi), hormonal problemler (hipotiroidi, böbrek üstü bezi yetmezliği), kanser gibi ciddi sağlık sorunlarında yorgunluk bazen ilk işarettir.

Yorgunluk, tekrarlayan ve uzun süren stresin, uyku problemlerinin, depresyon ve diğer bazı psikolojik sorunların sonucunda da oluşabilir. Alkol ve sigara kullanımı, yorgunluktan korunmak için kullanılan uyarıcılar ve bazı ilaçlar ve daha da önemlisi beslenme yanlışları yorgunluğun başlıca nedenlerindendir.

Yeterli ve dengeli beslenme, yorgunluğu önlemenin en önemli yollarından birisidir. Öğünlerinizde dikkat edeceğiniz birkaç küçük kural kendinizi zinde hissetmenizi sağlayacaktır.

Yumurta ve kırmızı et demir eksikliği kaynaklı yorgunluğu önler

Yorgunluğun temel nedeni demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Kadınlarda daha sık gözlenen kansızlığı önlemek için haftanın belirli günlerinde demir içeriği yüksek olan yumurta tüketilmelidir.

Haftada 2-3 kez kırmızı etin yanında mutlaka demirin vücut tarafından kullanımını artıran C vitamini içeren sebze ve meyvelerin tüketilmesine özen gösterilmelidir.

Çok koyu çay ve kahve tüketimi demir emilimini azalttığı için yemekten hemen sonra tüketilmesi önerilmez. Kuru meyvelerin demir içeriği yüksektir. Ara öğünlerde kan şekerinin dengelemesi açısından tüketilmesi önemlidir.

Tekmeci müşavire raporu hangi doktor vermiş!

0 comments
Yusuf Yerkel'in tekme attığı sağ bacağı incinmiş!
Soma'da yere düşen bir kişiye tekme atarken görüntülenen ve 7 günlük iş göremez raporu alan Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel'in sağlık raporuna ulaşıldı.

Sağlık raporuna göre Yerkel, tekme attığı gün olan 14 Mayıs'ta saat 20.00'da sağ dizde şişlik ve ağrı şikayetiyle Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gelerek, Doktor Servan Gökhan'a muayene oldu.

Yerkel, muayenede sağ dizindeki ağrı ve şişliğin düşme nedeniyle oluştuğunu söyledi. Sağ dizinin filmi çekildikten sonra Yerkel'e yedi gün iş göremezlik raporu verildi.
Yerkel'e şu tanı konuldu:

"Sağ dizde yaklaşık 10X10 cm ödem (sislik), ekimoz (kızarıklık) ve yumuşak doku şişliği, sol omuz ve göğüs ön yüzde ekimoz ve yumuşak doku şişliği mevcuttur. Extremite (kol ve bacak) hareketlerinde hassasiyet ve yürümede güçlük mevcut olup hastada yaygın yumuşak doku travmasi mevcuttur. Hastaya 7 gün iş göremezlik raporu verilmişti.

18 Mayıs 2014 Pazar

Şimdi dondurma zamanı.

0 comments
Sütten üretilen dondurma, aynı zamanda sağlıklı tatlı seçeneklerinin başında gelir. 

Çünkü;

• Kaliteli protein kaynağıdır.

• A vitamini açısından zengindir.

• Riboflavin vitamini açısından zengindir.

• Kalsiyum ve fosfor minerallerini yüksek oranda içerir.

• Az miktarda D vitamini içerir.

• Birçok tatlıya nazaran kalori içeriği daha düşüktür.

ÇOCUĞUNUZ SÜT SEVMİYORSA...

Büyüme ve gelişme çağında protein, kalsiyum ve fosfor kemik ve kas gelişimi açısından elzemdir. Dondurma, içeriği ile bu gereksinmenin karşılanmasında yardımcı olur. Özellikle süt tüketmeyi sevmeyen çocuklarda süt yerine tüketilmesi günlük besinsel ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olur.

GEBELİKTEKİ KALSİYUM İHTİYACI İÇİN...

Gebelik döneminde; anne adayının kaliteli protein ve kalsiyum ihtiyacı artar. Anne bu gereksinmesini karşılayamazsa, bebek annenin depolarını kullanır ve doğum sonrası anne de kemik erimesi gibi sorunlar çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle gebelerin günlük 600 ml (3 bardak) süt ve süt ürünleri tüketmesi gerekir. Bu gereksinmenin bir kısmı dondurma ile karşılanabilir.

YAŞLILAR DA TÜKETEBİLİR

Kilo almakta güçlük çeken, çiğneme ve yutma güçlüğü olan yaşlılarda günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanması açısından önemli bir kaynak olarak kullanılabilir.

KEMOTERAPİ ALAN KANSER HASTALARI

Kemoterapi alan hastalarda, kimi zaman kemoterapi tedavisinden hemen sonra yanma hissi ve iştahsızlık gözlenebilir. Buna paralel bulantı ve kusma şikâyetleri baş gösterebilir.  Bu tür hastalarda, dondurmanın genellikle kolay tüketildiği ve bulantıya sebep olmadığı gözlenmiştir.

Zayıflamak isteyen kişi dondurma tüketebilir mi?

Günlük beslenme programından 1 bardak süt ve 1 dilim ekmek eksilten kişi, diyet yaparken de günde 2 top dondurmayı ara öğün olarak tercih edebilir.

Şeker Hastaları dondurma tüketebilir mi?

Kan şekeri düzeyi kontrol altına alınmış ve obez olmayan şeker hastaları; diyetisyenlerinin önerisi doğrultusunda haftada 1-2 defa 1 top sade veya meyveli dondurma tüketebilir. Piyasada bulunan tatlandırıcı ile hazırlanmış şeker içermeyen dondurmalar da günde 1-2 top ara öğün yerine tercih edilebilir.

BUNLARA DİKKAT!

• Gerçek sütten yapılmış dondurmalar tercih edilmelidir.

• Süt kreması veya kaymaktan yapılan dondurmalar, daha nadir tercih edilmelidir.

• Dondurma; süt ürünü olduğundan ötürü uygun koşullarda saklanmadığında zehirlenme riski yaratabilir. Bu nedenle; soğuk ve karanlık ortamda saklanmalıdır.

• Erimiş, eridikten sonra yeniden donmuş dondurmalar kesinlikle tüketilmemelidir.

• Paket dondurmalarda, üretim izni ve son kullanma tarihi kontrol edilmeden tüketilmemelidir.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Türk kahvesi hakkında bilinmeyenler ve faydaları.

0 comments
Saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlandı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyordu.

Bugün sizlere Türk Kültürünün vazgeçilmez bir zevki ve ağız tadı olan kahve hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Kahve nedir? Zararlı mı? Yararı var mı? Bu konular üzerinde duracağız.

Önce kahveyi bir tanıyalım. Kahve; kökboyasıgiller (rubiaceae) familyasından kahve (coffea) cinsinde bir ağaçtır. Kahve ağacı ilk olarak Habeşistan’ın Kaffa yöresinde bulunmuştur. Kaffa yöresinin Arapçadaki karşılığı “gahvah”dır. Hatta Araplar bugünkü anlamda kahveyi bilmedikleri dönemde “gahvah” sözcüğü keyif veren içki (şarap) anlamında kullanılmaktaydı. “Gahvah” kelimesi 14. Yüzyıldan itibaren bugünkü anlamını kazanmaya başlamıştır. Bu sözcük Türkçe söyleyişte “kahve kelimesine dönüşmüştür. Türkçe’den de Avrupa dillerine geçerken “café, caffe, koffie, coffee, koffie, Kaffee” şeklinde bir dönüşüm göstermiştir.

Kahvenin vatanı Afrika olmasına rağmen bugün Asya ve Amerika’nın tropik bölgelerinde de yetişmektedir. Kahvenin ağaç olarak 20 kadar çeşidi vardır. Fakat en çok bilineni Arabistan kahvesidir. Arabistan kahvesi 8-7 metre kadar uzayabilen bir ağaçtır. Yaprakları sivri uçlu ve kenarları dalgalıdır. Çiçekleri beyaz ve hoş kokuludur. Kiraza benzeyen bir meyvesi vardır. Meyvesinin içinde iki çekirdek olur. Bu çekirdeklerin her birinde tohum vardır. Bu tohumlarda kafein alkoloidleri vardır. İşte bizim kavurup öğütüp pişirdiğimiz kahve budur.kahve 300x294 Kahve ve Sağlığımız

Kahvenin Faydaları:
Kahvenin içinde bulunan kafein maddesi insan vücuduna alınınca vücutta birtakım tepkimeler oluşturur. Bu tepkimelerden en önemlisi damarları açarak kan dolaşımını hızlandırmasıdır. Bu yüzden kan dolaşımı sorunu olanlar için kesinlikle çok faydalıdır. Öncelikle düşük tansiyon hastalarında tansiyonu belirli bir düzeyde tuttuğu bilinen bir gerçektir. Kan dolaşımından kaynaklı ağrılara da iyi geldiği söylenir. Kahve bu özelliğiyle iyi bir dinlendiricidir.

Yaptığım araştırma sonucuna göre kahvenin diğer faydalarını kısa kısa özetleyeyim.
Karaciğer: Düzenli kahve içenlerin siroz gibi karaciğer rahatsızlığı şikayetlerinin daha az olduğu ifade ediliyor.
Safra Taşları: Düzenli kahve içenlerin % 25 daha aza safra taşlarından şikayet ettiği biliniyor.
Kanser: Kahve antioksidanlar içerdiği için kansere yol açan hücrelerin çoğalmasına engelleyici rol oynuyor.
Cilt: Kahvenin selülite karşı faydası olduğu yapılan araştırmalar sonucunda belirlenmiştir.
Beyin uyarımı: Sabahları kahve ve süt birlikte tüketildiğinden öğrencilerin sabahki derslerinde daha başarılı olduğu görülüyor.

Şeker hastalığı: Kahvenin şeker hastalığında faydalı mı yoksa zararlı mı olduğu tartışma konusu. Bu konuda tıbbi araştırmaların takip edilmesi faydalı olur düşüncesindeyim.
Mide: Kahve sindirimi kolaylaştırıcı özelliğiyle kesinlikle faydalıdır.

Bunlardan başka sarhoşluklarda çabuk ayılma sağladığı, astım ve nefes darlığına iyi geldiği, öksürüğü kestiği, depresyona iyi geldiği, idrar söktürdüğü için böbrekler için faydalı olduğu söylenebilir.
kavrulmuş kahve1 300x187 Kahve ve Sağlığımız
Kahvenin Zararları:
Bence kahvenin öyle aman aman bir zararı yoktur. Tabii aşırı tüketilmediği sürece. Bir de insanın ruh ve fiziki yapısı da kahvenin fayda ya da zararını tetikleyici bir rol oynadığını unutmamalıyız.
Kahvenin zararlarını da kısa kısa ele alalım.

Doğurganlık: Kafeinin doğurganlığı olumsuz etkilediği biliniyor. Bu yüzden çocuk yapmayı planlayan aileler bu dönemlerinde kahve konusuna biraz dikkat etmeliler.
Hamilelik: Anne karnındaki bebeğe kafeinin zararları biliniyor. Bu sebeple hamile anneler kahve konusuna çok dikkat etmeli.
Su, vitamin ve mineral kaybı: Kahvenin idrar söktürücü olduğunu söylemiştik. Kahveyle birlikte su tüketimini arttırmalıyız. Kafeinin bazı besinlerin emilimini engellediği söyleniyor. Bu yönüyle beslenmemize de dikkat etmek gerekiyor.

Migren: Kahvenin migreni tetiklediği ileri sürülüyor.
Ülser: Mide ülseri olanlar daha dikkatli kahve tüketmeli. Çünkü midenin asit salgılamasını uyarıyor.
Tansiyon: Düşük tansiyonu olanlara iyi gelen kahve yüksek tansiyon hastaları için sakıncalı. Çünkü kan dolaşımını hızlandırdığı için kan basıncı da yükseliyor. Bu da tansiyonun yükselmesine sebep oluyor.

Kahvenin bu zararları dışında; sürekli kullanıldığında alışkanlık yapması, hassas olan kişilerde uykusuzluk yapması, asabi kişilerde sinir bozukluğuna yol açması, kabızlık yapma ihtimalinin olması zarar hanesine eklenebilir.
Son sözüm; düzenli ve kararında kullanıldığı sürece faydalarının zararlarından önde olduğudur.


12 Mayıs 2014 Pazartesi

Bardakta Mısır sevenler hijyen'e DİKKAT!

0 comments
Hijyen Konseyi Sözcüsü Mehmet İmrek, bardakta mısır satanların kullandığı karıştırma kaplarının, bir sonraki işlem için yıkanmadan ve dezenfekte edilmeden açıkta muhafaza edildiğini savunarak, "Daha sonra açık ortamda her türlü zararlı bakterilere maruz olan bu kap, bir başka kullanım için yeniden kullanılarak tüketicilere bardak bardak mikroplu mısır olarak servis ediliyor" dedi.

İmrek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hijyen Konseyinin, hijyen konusunda özgün çalışmalar gerçekleştirecek bir çatı yapılanması olduğunu söyledi.

Konseyin, hiçbir yere ve makama bağlı olmadığını belirten İmrek, 1 Şubat'ta faaliyetine başlayan kuruluşta, gıda mühendisleri, veteriner hekimler, hukukçular, sağlıkçılar ile gıda ve tüketici derneklerinin yer aldığını kaydetti.

Konsey olarak bardakta mısır satışlarına dikkati çekmek istediklerini vurgulayan İmrek, seyyar arabalarda veya dükkanlarda satılan bu mısırların, sağlıklı olup olmadığı ile besleyiciliğinin tartışılmasının yanı sıra hijyen kurallarına uygun hazırlanıp satıldığından söz edilmesinin mümkün olmadığını anlattı.

Cadde, sokak veya alışveriş merkezlerinde açık ortamlarda duran karton bardağın içine, yine kapalı ortamda saklanmayan karıştırma kabı içinde kaynatılıp ılıtılmış, çeşitli sos ve baharatlarla tatlandırılmış mısırın konulduğunu anlatan İmrek, şöyle devam etti:

"Bardakta mısır satanların kullandığı karıştırma kabı, bir sonraki kullanım için yıkanmadan ve dezenfekte edilmeden açıkta muhafaza ediliyor. Daha sonra açık ortamda her türlü zararlı bakterilere maruz olan bu kap, bir başka kullanım için yeniden kullanılarak tüketicilere bardak bardak mikroplu mısır olarak servis ediliyor.

Ülkemizdeki mevzuata göre mısırların içine konulduğu bardakların da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından izinli, ruhsat almış işletmelerce üretilmesi gerektiği halde hiçbir kurala uyulmadan açıkta satılan bu ürünleri tüketen çocukların ve gençlerin sağlığı tehdit altındadır."

"Bekleme süresi uzadığında risk daha da artmaktadır"

Dünyadaki üretimin neredeyse tamamına yakını genetiği değiştirilmiş organizmalı olan mısırın, çok çabuk mikroorganizma üreyebilecek karakterde olduğunu ileri süren İmrek, "Özensiz tüketilmesi sağlıklı olmadığı gibi her türlü hastalık yapıcı mikroplara açık ortamlarda işyerinin ve personelinin, Gıda Hijyen Sertifikası olmadan satışına izin verilmesi de halk sağlığı için sakıncalıdır" ifadesini kullandı.

Gıda satışı yapan iş yerleri ve personelinin "Hijyen Eğitimi Yönetmeliği" gereğince sertifikalandırılmasının zorunluluğuna dikkati çeken İmrek, sertifikası olmadığı halde faaliyette bulunanların, Umumi Hıfzıssıhha
Kanununun 282'nci maddesi gereğince 250 lira ila bin lira arasında idari para cezası ile cezalandırıldığını belirtti.

Bardak mısırın 72-75 derece sıcaklıkta pişirilip tüketim için 30-35 derece sıcaklığında tutulduğundan, mikroorganizmaların çoğalmaya başlayacağını dile getiren İmrek, şunları kaydetti:

"Bekleme süresi uzadığında risk daha da artmaktadır. Güvenli tüketim için pişmiş besinler, ısılarını kaybetmeye başlamadan hemen yenmesi gerektiğinden bardakta mısır için bu kurala uyulmamaktadır.

Haşlanmış mısırın pişim aşamasından sonra hemen tüketilmesi gerekir ancak bu satışlarda gün boyu tüketim için sıcak tutulduğundan mikropların barınabildiği ve hızla arttığı şartlar oluşmakta, ısıya bağlı olarak çoğalan ve bulaşan mikropların sebep olduğu bağırsak enfeksiyonları, ishal, gıda zehirlenmeleri, tifo, viral hepatit A, malta humması gibi hastalıklar ortaya çıkabilmektedir."

İmrek, Hijyen Konseyi olarak bunun takipçisi olduklarını ifade ederek, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ilgili diğer kamu kurumlarının ortak denetimler yaparak hijyen kurallarına uygun şartları taşımayan bu gibi satıcıların yasada belirtilen niteliklere uygun hale getirmeleri için yasal işlem başlatmasını istedi.

Mehmet İmrek, önlem alınmaması durumunda mevzuata uygun olmayan yerlerin kapatılması için dava açacaklarını sözlerine ekledi.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Sağlık için çin çayı için,faydaları nelerdir?

0 comments
Çin çayı diye bir çay duydunuz mu daha önce? Peki bu çin çayı nedir, nelere iyi gelir ve ne gibi faydaları vardır biliyor musunuz? Çin çayı hakkında bir bilginiz yoksa bu makalemizde hepsni öğreneceksiniz hanımlar ve beyler.

Sağlık açısından çok faydalı olan bir çok rahatsızlığa iyi gelen ve tedavi eden çin çayının yararlarını ve nasıl kullanılması gerektiğini sizlerle paylaşıyoruz, buyrun.

Çin Çayının Faydaları

Liu Wei Di Huang Wan patentndeki klasik çin çayındaki bitkisel formüller sağlığa bire birdir. Şeker hastalığı, yüksek kolesterol, düşük adrenal, işitme yoksunluğu, görme zayıflığı, uykusuzluk gibi birçok soruna iyi gelmektedir. Genç ya da yaşlı farketmez herkese faydalarını gösterir. Yavaş büyüyen gelişmemiş çocuklarda başarılı bir şekilde yardımcı olarak hızlı büyüme ve gelişmeyi sağlar. Bu formüldeki 6 bitki, kızılağaç köklü melez oğul otu, Dioscorea sap kökü, yabani kızılcık, şakayık, Poria Cocos mantarı, Alisma plantago aquatica kök sapından oluşur.

Böbrek ve karaciğer yetersizliği hastalığında tanı konduğunda bu çay içilebilir, hastalığı iyileştirici etkisi vardır. Kuruyan kafa derisi, tırnak kırılmaları, kuru cilt ve dil sorunlarında da endikedir. Gözlere, diyabet, sırt ve ayak ağrısı, zayıf dizler, aşırı susama, huzursuzluk, baş dönmesi, geze terlemeleri, sık idrara çıkma ve idrarda yanma, koyu lekeleri tedavi edici bir Çin tıbbi formülüdür. Yaşlanmaya bağlı sorunlar, stres, ateş sorunlarını yatıştırır, hayati sıvıları kontrol eder.

Bu çay, lenfositlerin sayısını artırır ve sitokinlerin üretimini düzenler, böylece vücudun bağışıklık fonksiyonları düzenlenmiş olur. Seks hormonlarının üretimini artırırken, enfeksiyon önleyicidir, adrenal kortesk hormonlarını düzenler. Kan şekeri seviyesini azaltır, diyabet için süperoksit dismutaz (SOD) aktivitesini arttırır. SOD vücuttaki serbest radikalleri ortadan kaldıran ömür uzatan bir enzimdir. Doğal enerji sağlayan bu ilaç bazı ilaçlarla kullanılmamalıdır.

Yüksek Tansiyon için şifalı bitki kürü hazırlama

0 comments



Yüksek Tansiyona Bitkisel Çözüm İbrahim Saraçoğlu Tansiyon Düşürücü Bitkiler
sagliktv

▶ Bölgesel zayıflamada mezoterapi kullanımı - Dailymotion video

0 comments

▶ mezoterapi - Dailymotion video

Göbek eriten yiyecekler.

0 comments
Elbette göbeğiniz sadece bir şeyler içerek küçülmez. Ancak yiyecek ve içeceklerinize dikkat ederek yaptığınız sporu destekleyebilirsiniz. İşte Womenshealthmag.com'a göre göbek eritmeye yardımcı içecekler...


Tatlandırılmış su

İncelmeye çalışıyorsanız yeterince su içmeniz çok önemlidir. Yeteri ölçüde su tüketirseniz vücudunuzdaki zehirli maddeler temizlenir, denge sağlanır ve tokluk hissiniz artar. Su içmekten sıkıldıysanız limon gibi meyvelerle tatlandırılmış suları tercih edebilirsiniz.

Buzlu Karpuz  Püresi

Şekersiz hazırladığınız müddetçe meyve püreleri ve suları zararsızdır. Karpuz, sadece vücudu serinletmek ve sıvı takviyesi sağlamakla kalmaz aynı zamanda içerdiği besin değerleriyle sağlığınızın da destekler.

Buzlu naneli çay

Sıcak yaz günlerinde buzlu nane çayı tercih edebilirsiniz. Nane midenin daha iyi çalışmasını sağlar ve metabolizmayı hızlandırır. Midenin yağlı gıdaları hızlıca sindirmesine de yardımcı olur. Bu sayede şişkinliğe karşı da etkilidir.

Ananas Frappe

Ananas ve keten tohumunu blender yardımıyla karıştırarak elde edebileceğiniz bu içecek, şişkinliğe iyi gelir ve oldukça faydalıdır. Ananasın içerisinde bulunan bir enzim ise proteinin yıkılmasını kolaylaştırır, dolayısıyla hazımsızlığa da iyi gelir.

Yeşil çay

Kanser ve kalp rahatsızlığı riskini azaltmasının yanı sıra yeşil çay zayıflatıcı özelliğiyle bilinir. Spordan önce tüketildiğinde yağ yakımını hızlandırdığı söylenmektedir.

Bitter çikolatalı süt

Bitter çikolatanın faydaları sık sık karşımıza çıkar. Bu içeceği atıştırmalık değil kahvaltı gibi bir öğün yerine tüketebilirsiniz. 400 kalori civarında olduğundan uzun süre sizi tok tutacaktır.

8 Mayıs 2014 Perşembe

DİKKAT Kulak ağrıları kanser belirtisi olabilir.

0 comments
Genellikle psikolojik olarak algılanan ve hafife alınan kulak ağrıları kanser gibi pek çok fazla hastalığın habercisi!

Kulak ağrıların nedenlerinin psikolojik sıkıntılara dayandırılmasının hata olduğunu ortaya koyarak, konunun uzman hekimlerce değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan KBB ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Karaman, orta yaş üstündeki bireylerde görülmüş olan kulak ağrılarının kanser belirtisi olabileceğini belirtti.

Kulak ağrılarının birden fazla sebebi olabileceğine dikkati çeken Karaman, "Orta kulak, kulak kepçesi ve dış kulak yolunun iltihabı, kulak kiri, yüksek gürültü, kimyasal yanıklar, kulak travması, dış ve orta kulak tümörleri, kulak ağrılarının en sık nedenleridir. Bu sebepten ötürü ağrıları psikolojik olarak değerlendirmekten kaçınmalı, ağrıların sebepleri uzman hekimlerce gercekleşen incelemeler sonucunda ortaya çıkarılmalıdır" diye açıkladı.

Karaman, kulak ağrısı şikayeti olan orta yaş üstü bireylerin kesinlikle hekimlere başvurması gerektiğine işaret ederek, şöyle ifade etti: "Orta yaş kişilerdeki kulak ağrıları geniz, gırtlak, yutak ve özellikle alt yutak kanseri belirtisi olabilir. Bu sebepten ötürü ayrıntılı hikaye, endoskopik bakı ile geniz, gırtlak, yutak ve alt yutak gibi muayenesi zor bölgeleri de içeren detaylı kulak burun boğaz tetkikleri tanıya yardımcı olur. Bütün bu nedenlerden binaen kulak ağrısı olan hastaların muhakkak kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmesi zorunludur."

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Kenan Işık'tan müjdeli haber.

0 comments
Kenan Işık gözlerini açtı İstanbul Beşiktaş'ta 21 Mart'ta beyin kanaması geçiren ve o tarihten bu yana Amerikan Hastanesi'nde yoğun bakımda tedavi gören usta tiyatrocu Kenan Işık gözlerini açtı.
Kenan Işık gözlerini açtı

Günlerdir eşine refakatçi olan Beril Işık, "Gözlerini açtı. Bilincinin yerine gelmesini bekliyoruz" dedi. Işık, tiyatrocunun bilinci kapalı olmasına rağmen gözlerini açmasının, dokunmaya tepki vermesinin umutlarını artırdığını belirtti.

DOKTORLARIN UMUDU VAR

Sabah'ın haberine göre tiyatrocuya şiir dinleten, şarkı çalan, kitap okuyan Işık, şunları söyledi:

"Süreç uzun olacak. Seslenildiğinde, dokunulduğunda yüz ifadesinin mutluluk tablosu çizmesi beni sevindiriyor. Şimdi gözlerini açıyor, dokunulduğunda yüzünde ve vücudunda kıpırdanmalar oluyor. Algıları açık ama bilinci açılmadı. Doktorlar umutlu konuşuyor. Bir an önce bilincinin yerine gelmesini ve bizi tanımasını bekliyoruz."

4 Mayıs 2014 Pazar

Kare kare gögüs estetik ameliyatı.

0 comments
Göğüs estetiği nasıl yapılır?

Estetik yaptırmaya karar veren bir kadın, yaşadıklarını ilk anlarından itibaren fotoğraflamaya karar veriyor ve operasyon dahil her şeyi işte böyle kaydediyor.






Her yıl 3.2 milyon kişiyi öldürüyor!

0 comments
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yayımlanan "Fiziksel Aktivite Raporu"nda, yetersiz fiziksel aktivitenin birçok hastalığın gelişmesinde etkili olduğu belirtilerek, her yıl hareketsizlik nedeniyle dünyada ortalama 3,2 milyon kişinin hayatını kaybettiği ve her üç yetişkinden birinin fiziksel olarak aktif yaşam tarzı sürdürmediği ifade edildi.

Sağlık alanında birçok araştırmaya imza atan Dünya Sağlık Örgütü, dünyadaki fiziksel aktivite düzeyi hakkında uyarılarda bulundu. Fiziksel aktiveninin, sağlıklı yaşam için gerekli olan çok önemli bir unsur olduğu vurgulanan araştırma sonuçlarına göre, hareketsizlik dünyada ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer alıyor.


Dünya Sağlık Örgütü'nün "Fiziksel Aktivite Raporu"na göre, her yıl hareketsizlik nedeniyle dünyada ortalama 3,2 milyon kişi hayatını kaybediyor, her üç yetişkinden biri fiziksel olarak aktif yaşam tarzı sürdürmüyor ve hareketsiz kişilerin kolon ve meme kanserine yakalanma riski yüzde 21-25, diyabet riski yüzde 27, kalp hastalığı riski yüzde 30 oranında artıyor.


DSÖ, çocuklar ve gençler için günde 60 dakika, yetişkinler için ise haftada 150 dakika bisiklete binme, yürüyüş ya da spor yapma gibi orta düzeyde fiziksel aktiviteler öneriyor. Raporda, fiziksel aktivite düzeyinin azalmasında, evde ve işte geçirilen hareketsiz zamanların önemli bir rolü olduğu vurgulanıyor. Ulaşım araçları kullanımının artmasının da kişileri hareketsizliğe yönelttiği ifade ediliyor. Trafik sorunu, hava kirliliği, park ve spor alanlarının yetersizliği gibi kentleşmeye bağlı çevresel etmenlerin de kişinin fiziksel aktivite yapma isteğini azaltarak, hareketsiz yaşam tarzına yol açtığı belirtiliyor.


Raporda, fiziksel aktivite düzeyinin artması için bireysel ve toplumsal olarak harekete geçilmesi gerektiğini bildiriliyor. Ülkelerin yüzde 80'inin hareketsiz yaşam tarzına karşı politikalar belirlerken, yüzde 56'sının belirlenen politikaları faaliyete geçirdiği ifade ediliyor.


Türkiye yaşlanıyor

DSÖ'nün fiziksel aktivite raporunu değerlendiren İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Kaşıkçıoğlu, fiziksel aktivitenin yaşamın kendisi olduğunu, hareketsiz yaşamın ise hayatı tehdit eden bir unsur olduğunu söyledi.


DSÖ'nün yayımladığı raporun, ülkeler tarafından ciddiye alınması ve bu doğrultuda planlama yapılması gerektiğini ifade eden Kaşıkçıoğlu, "Rapor, en çok da bizim gibi hareketsiz toplumlar için bir uyarı niteliğinde kabul edilmedir. Ülkemiz, düzenli hareket alışkanlığı konusunda en kötü ülkelerden biri" dedi.

İnternet Defteri

Bunlara Göz Atabilirsin

Ünlü Yıldız dan frikik

Herkesin içinde
çıplak fotolar verdi

Yeni macera üstsüz pozlar

Dövmelerini göstermek için
üstsüz pozlar verdi.

Biberiye yağının saça
ve cilde faydaları

Biberiye cilt bakımında hemde
hijyen sağlamada çok başarılı.

İç çamaşırıyla hizmet
eden garson kız!

Mesaisin de sadece iç
çamaşırı giyerek çalışıyor.

POP WİNDOW

Bu Blogda Ara

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Followers

 

Haber Denk. Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com